Allahın Hikmeti

Nasrettin hoca bir gün köyden şehre giderken yorulmuş tarlanın kenarındaki Ceviz ağacının altında dinleneyim demiş.Şöyle bir etrafına bakınıp ağacın altına uzanmış. Ve şöyle düşünmüş.Ey Allah'ım gücüne sual olmaz amma,incecik kabak sapında kocaman kabak var, koskocaman ağaçta küçücük ceviz var, bu nasıl iş deyip uykuya dalmış.Ağaçtan bir ceviz hocanın kafasına düşüvermiş.Ve kafada ceviz büyüklüğünde bir şiş olmuş. Hoca hiddetle uyanmış ve Yarabbi sen en iyisini bilirsin demiş. Simdi o kabak ağaçta olsaydı benim halim ne olurdu.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Aslını Unutma

Bir zamanlar Ayaz adlı bir köle varmış. Takdir bu ya, köle bir gün Sultan Mahmud�un kölesi olmuş. Sultan, köleyi taşıdığı asil karakteri sebebiyle çok sevmiş. Derken Sultan�ın öylesine itimadını kazanmış ki, bütün sultanlığın haznedârı tayin edilmiş ve en kıymetli ve zarif mücevherler, taşlar ona emanet edilir olmuş. Bu gelişmeyi gören saraylılar ise durumdan pek rahatsız olmuşlar. Hasetleri ve kibirleri yüzünden, sözüm ona basit bir köleye böyle bir mevki verilmesini ve kendi rütbelerine çıkarılmasını bir türlü hazmedememişler. Bu duygular içinde, özellikle Sultan yakınlardaysa ondan gün geçtikçe daha çok şikayet etmeye başlamışlar ve asil ruhlu kölenin itibarını zedelemek için ellerinden geleni yapmışlar. Bir gün Sultan�ın huzurunda bir saraylının diğerine şöyle dediği duyulmuş: �Köle Ayaz�ın sık sık hazineye gittiğini biliyor musun? Onun mücevherlerimizi çaldığından adım gibi eminim.� Sultan kulaklarına inanamamış. �İşin aslını kendi gözlerimle görmeliyim� demiş. Duvara küçük bir delik yaptırıp, içeride olanları seyretmeye hazırlanmış. Kölenin sessizce içeri girdiğini, kapıyı kapattığını ve sandığa gittiğini görmüş. Orada sakladığı küçük bir bohçaymış bu. Bohçayı öpmüş alnına koymuş ve sonra da açmış. İçinden çıkan köleyken giydiği yırtık pırtık bir elbise! Aynanın karşısına geçmiş. Kendi kendine, �Daha önceleri bu elbiseyi giydiğin zamanlar kim olduğunu hatırlıyor musun?� diye sormuş. �Bir Hiçtin sen... Hepsi hepsi satılacak bir köleydin ve Allah, Sultan�ın eliyle sana rahmetinden belki de hiç hak etmediğin nimetler lutfetti. Asla nereden geldiğini unutma! Çünkü mal mülk insanın hafızasını uçurur, unutuluşlara sürükler. Şimdi sen de, nimetçe senden aşağı olanlara kibirle bakma ve daima hatırla Ayaz, hatırla!� Sandığı kapatmış, kilitlemiş ve sessizce kapıya doğru yürümüş. Hazine dairesinden çıkarken birden Sultan�la yüz yüze gelmiş. Sultan gözlerini Ayaz�ın yüzüne dikmiş dururken, yanaklarından aşağı yaşlar süzülüyormuş ve boğazı öyle düğümlenmiş ki, konuşmakta güçlük çekmiş. �Bugüne kadar mücevherlerimin hazinedârıydın, ama şimdi... kalbimin hazinedârısın. Bana benim de önünde bir hiç olduğum kendi Sultanımın huzurunda nasıl davranmam gerektiği dersini verdin.�

Yorum (yok) Yorum yaz!

ßirbirinden Güzel Fıkralar

Üçüde Yapılsın
Avukat, müvekkiline telgraf çekti:
-"Başınız sağolsun. Karınızın gömülmesinimı,mumyalanmasını mı, yoksa yakılmasını mı sağlayalım?"
Ertesi gün cevap geldi:
-"Emin olmak için üçü de yapılsın."

Adamın Biri
Adamın biri tarlayı ekmiş öyle mahsul omuşki dillere destan.Mahsülü toplamaya gitmiş ve tam bitirmeye yarım saat kala yağmur yağmaya başlamış.Adam yalvarmış Allah'ım yarım saat daha yağmasın diye ama bütün mahsülünü sel alıp gitmiş. Bundada var birhayır deyip eve gelmiş ve sabah kalkınca ahırda eşeğin öldğünü görmüş.Bu sefer açmış ellerini havaya bu kadarıda fazla haşa okunu çıkardın demiş.Aynı yıl içinde Ramazan ayı gelmiş ve adam oruç tutmuş ve ilk gün iftar saatine yarım saat kala atmış bacağı bacak üstüne yakmış sigarayı nasıl demiş yarım saat kala mahsülü alırmısın demiş peşinden eklemiş eğer bende o eşeğin ölüsünü kurbana saymazsam şer.fsizim demiş...

Yer Yokluğu
Delikanlı, kız arkadaşı ile aganigi naganigi yapacak yer ararlar ancak bulamazlar ve bir kamyonun altına girerler.Bir süre sonra delikanlının omzuna bir el dokunur bakar ki bir polis,hemen toparlanır ve polis sorar;
-Ne yapıyorsunuz bakayım siz burda?
(Delikanlı soğukkanlı olmaya çalışarak) -Hiiç der kamyon tamir ediyordum..
Polis; -Bak oğlum der bu cümle ile 3 hata birden yaptın; 1.cisi:Kamyon tamir edilirken yüz üstü değil sırt üstü yatılır; 2.cisi:Alt taraf değil üst taraf çıkartılır; 3.cüsu:Kamyon gideli yarım saat oluyor.

Işığı Gören Geliyor
Adamın karısı hamileymiş.Bir gece yarısı sancılanmış.Çağırılan ebe tam doğuma başlarken elektrikler kesilmiş.Adamcağız mecburen fener tutarak doğuma yardımcı oluyormuş. Nihayet bebek sağlıkla doğmuş.Ancak ebe bakmış bir bebek daha geliyor.Onu da doğurtmuş. Bitmemiş ardından bir tane daha..
Adam derhal feneri söndürmüş.Ebe;
-Ne yaptın,yak şu feneri!..
-Olmaz ebe hanım,baksana ışığı gören geliyor

Kumarbaz
Kumarbaz kahvede ölmüs. Birisinin bu durumu kumarbazin karisina haber vermesi gerekiyor. Aralarindan birini seçerek yollamislar. Adam kapiyi çalmis ve kumarbazin karisi gayet sinirli kapiyi açmis :
-- Yenge bir durum ...
-- Sus, konusma ! Yine kumar oynadi degil mi ?!
-- Oynadi.
-- Bütün parasini kaybetti degil mi ?!
-- Kaybetti.
-- Gebersin insallah !!!
-- Geberdi.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Japon Yaparda TÜRK Yapamazmı..!




























Alıntıdır...!

Yorum (yok) Yorum yaz!

250 Nolu Kara Yolu

Amerika'da 22 no'lu karayolunda, devriye görevi yapan bir otoyol polisi arabasından yolu takip ederken, bir araba görmüş. Bu aracı radarla incelemiş ve minimum 50 km. ile gidilmesi gereken yolda bu aracın tam 22 km./saatle gittiğini fark etmiş. Bu araba yolu tıkıyormuş. Ve aracı durdurup sürücüyü uyarmaya karar vermiş. Ve aracın peşinden gidip aracı durdurmuş, birde ne görsün. Aracı kullanan çok yaşlı bir teyze. Ve aracın arkasındaki koltuklarda da çok korkmuş 3 tane yaşlı teyze daha var. Polisi görünce yaşlı sürücü: Polis bey çok mu hızlı gidiyordum? Diye endişe ile sormuş. Polis demiş ki; hanımefendi, hızlı değil, aksine çok yavaş gidiyorsunuz Ve bütün otoyol trafiğini etkiliyor! Radardan gördüğüm kadarıyla 22 km.hızla gidiyorsunuz. Yaşlı teyze: Ama, otoyolun girişinde 22 yazıyordu ve bende bu hıza uymak istedim! Polis: Teyzeciğim demiş, o 22 otoyolun numarası. Bu yolda min.50 km hızla gitmelisiniz. Kadın tamam, bundan sonra hızlanacağım demiş. Polis tam kendi arabasına giderken, gözü yine arkada oturan, hiç konuşmayan ve çok korkmuş 3 yaşlı teyzeye kaymış. Ve sormaya karar vermiş sürücüye. Teyzeciğim bir şey sorabilir miyim? Bu arkada oturan kişilerin nesi var? Çok korkmuş gözüküyorlar, sanki dillerini yutmuşlar gibi! Kadın şöyle cevap vermiş: valla bende anlamadım, 250 no'lu karayolundan çıktıktan beri böyleler.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Maria

İspanya'da Maria adında bir kadının ilk evliliğinden 12 tane çocuğu olur. Gel zaman git zaman derken eşi vefat eder. Belli bir süre geçtikten sonra Maria yeniden evlenir ve bu evliliginden 15 tane daha çocuğu olur. Aradan onbeş yıl geçtikten sonra ikinci eşi de Allah'in rahmetine kavuşur. Eşinin vefatının üstünden fazla bir zaman geçmeden Maria da ölür. Cenazesinde rahip konuşmaya başlar:
- "En sonunda Allah Ahiret'te onları bir araya getirdi."
-Maria'nin çoçuklarindan biri: "Peder hangi eşinden bahsediyorsunuz. Birincisi mi yoksa ikincisi mi?"
- Peder: "Hayır, ben bacaklarından söz ediyorum."

Yorum (yok) Yorum yaz!

Size hizmet edenleri hep düşünün

Bir pastanın üç otuz paraya satıldığı günlerde 10 yaşında bir çocuk pastaneye girdi. Garson kız hemen koştu.. Çocuk sordu: "Çukulatalı pasta kaç para?.." "50 cent!.." Çocuk cebinden çıkardığı bozukları saydı. Bir daha sordu: "Peki dondurma ne kadar.." "35 cent" dedi garson kız sabırsızlıkla..Dükkanda yığınla müşteri vardı ve kız hepsine tek başına koşuşturuyordu.Bu çocukla daha ne kadar vakit geçirebilirdi ki.. Çocuk parasını bir daha saydı ve "Bir dondurma alabilir miyim lütfen" dedi. Kız dondurmayı getirdi. Fişi tabağın kenarına koydu ve öteki masaya koştu. Çocuk dondurmasını bitirdi. Fişi kasaya ödedi. Garson kız masayı temizlemek üzere geldiğinde,gözleri doldu birden. Masayı sanki akan yaşlar temizleyecekti. Boş dondurma tabağının yanında çocuğun bıraktığı 15 centlik bahşiş duruyordu.. 

Yorum (yok) Yorum yaz!

Yağmurda Otostop

Bir gece vakit gece yarısına doğru Alama otoyolunun kenarında duran bir zenci kadın gördüm. Bardaktan boşanırca yağan yağmura rağmen, bozulan arabasının dışında duruyor ve dikkati çekmeye çalışıyordu. Geçen her arabaya el sallıyordu. Yanında durdum. 60'li yıllarda bir beyazın bir zenciye hem de Alabama'da yardıma kalkışması pek olağan şeylerden değildi. Onu kente kadar götürdüm. Bir taksi durağına bıraktım. Ayrılırken ille de adresimi istedi Verdim. Bir hafta sonra kapım çalındı. Muazzam bir konsol televizyon indiriyordu adamlar. Bir de not ekliydi, armağanda.. "Geçen gece otoyolda bana yardımınıza teşekkür ederim. O korkunç yağmur sadece elbiselerimi değil, ruhumu da sırılsıklam etmişti.Kendime güvenimi yitirmek üzereydim, siz çıka geldiniz. Sizin sayenizde ölmekte olan kocamın yatağının baş ucuna zamanında ulaşmayı başardım. Biraz sonra son nefesini verdi. Tanrı bana yardım eden sizi ve başkalarına karşılık beklemeksizin yardim eden herkesi kutsasın!.. En iyi dileklerimle, Bayan Nat King Cole.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Çevremizdekilerin Önemi

Okuldaki ikinci ayımda, hocamız test sorularını dağıttı. Ben okulun en iyi öğrencilerinden biriydim. Son soruya kadar soluk almadan geldim ve orada çakıldım kaldım. Son soru şöyleydi: "Her gün okulu temizleyen hademe kadının ilk adı nedir?.." Bu herhalde bir çeşit şaka olmalıydı. Kadını yerleri silerken hemen her gün görüyordum. Uzun boylu, siyah saçlı bir kadındı. 50'lerinde falan olmalıydı. Ama adını nerden bilecektim ki!.. Son soruyu yanıtsız bırakıp kağıdı teslim ettim. Süre biterken bir öğrenci, son sorunun test sonuçlarına dahil olup olmadığını sordu. "Tabii dahil" dedi, hocamız.. "Is yaşamınız boyunca insanlarla karşılaşacaksınız. Hepsi birbirinden farklı insanlar. Ama hepsi sizin ilginiz ve dikkatinizi hakkeden insanlar bunlar. Onlara sadece gülümsemeniz ve`Merhaba' demeniz gerekse bile.." Bu dersi hayatim boyunca unutmadım. O hademenin adini da.. Dorothy idi

Yorum (yok) Yorum yaz!

Marangoz

Yaşlı bir marangozun emeklilik çağı gelmişti. İşveren müteahhidine, çalıştığı konut yapım işinden ayrılarak eşi ve büyüyen ailesi ile birlikte daha özgür bir yaşam sürmek tasarısından söz etti. Çekle aldığı ücretini elbette özleyecekti. Ne var ki emekli olması gerekiyordu. Müteahhit, iyi işçisinin ayrılmasına üzüldü ve ondan, kendine bir iyilik olarak, son bir ev yapmasını rica etti. Marangoz, kabul etti ve işe girişti, fakat gönlünün yaptığı işte olmadığını görmek pek kolaydı. Baştan savma bir işçilik yaptı ve kalitesiz malzeme kullandı. Kendini adamış olduğu mesleğine böyle son vermek ne büyük talihsizlikti!... İşini bitirdiğinde işveren, evi gözden geçirmek için geldi. Dış kapının anahtarını marangoza uzattı. �Bu ev senin� dedi, �Sana benden hediye� . Marangoz, şoka girdi. Ne kadar utanmıştı! Keşke yaptığı evin kendi evi olduğunu bilseydi! O zaman böyle yapar mıydı hiç! Bizim için de bu böyledir. Gün be gün kendi hayatımızı kurarız. Çoğu zaman da, yaptığımız işe elimizden gelenden daha azını koyarız. Sonra da, şoka girerek, kendi kurduğumuz evde yaşayacağımızı anlarız. Eğer tekrar yapabilsek, çok daha farklı yaparız. Ne var ki, geriye dönemeyiz. Marangoz sizsiniz. Her gün bir çivi çakar, bir tahta koyar ya da bir duvar dikersiniz. �Hayat bir kendin yap, tasarımıdır� demiştir biri. Bugün yaptığınız davranışlar ve seçimler, yarın yaşayacağınız evi kurar. Öyle ise onu akıllıca kurun. Unutmayın... Paraya ihtiyacınız yokmuş gibi çalışın. Hiç incinmemiş gibi sevin. Kimse izlemiyormuş gibi dans edin. Ve lütfen, bu sözleri arkadaşlarınıza iletin. Ben ilettim

Yorum (yok) Yorum yaz!

eXTReMe Tracker