Koca Kafalar Sarhoş olan unluler
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Hoca yolculuk sırasında mola verip bir hana girer.Bu sırada hana bir
başka yolcu daha girer ve ikisi birden hancıdan yiyecek birşeyler
isterler.Fakat hancı yiyecek olarak sadece bir balık olduğunu söyler ve
bunu paylaşmalarını önerir.Bunun üzerine Hoca:
-Ben balığın sadece başını yiyeceğim der.Hancı bunun nedenini sorar.Hoca da:
-Balık başı zekayı artırır.Balık başı yiyen insan akıllı olur der.Bunun üzerine diğer yolcu hemen atılır ve Hoca'ya :
-Balık başını niye sen yiyeceksin? Ben yemek istiyorum der.Hocada
itiraz etmez.Balığın koca gövdesini Hoca yer ve bir güzel karnını
doyurur.Diğer yolcu ise sadece balığın başını yer ve Hoca'ya seslenir:
-Sen koca gövdeyi yedin karnını doyurdun.Ben sadece kafayı yedim aç kaldım der.Hoca da bunun üzerine şöyleder:
-Bak nasıl akıllandın!
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Nasrettin hoca pazarda dalgın yürüyormuş.etrafındaki esnafları
seyrediyor.bu sırada ensesine bir tokat geliyor. Hoca tökezlemiş bir
kaç adım sendelemiş neyse toparlanıp sinirli bir şekilde arkasını
dönmüş.
Bir bakmış ki hocanın 2 katı hayvan gibi bir adam. Hoca durmuş bir
yutkunmuş önce,sonra:
- bana senmi vurdun? demiş adama.
Adam:
- ben vurdum lan ne olacak demiş.
Hoca:
- sakadan mı vurdun ciddiden mi? demiş
Adam:
- ciddi vurdum napacan?!
Hoca:
- Aman aman, öyle olsun... Cunku şakadan hiç hoşlanmam da .
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Nasrettin hoca bir gün köyden şehre giderken yorulmuş tarlanın kenarındaki Ceviz ağacının altında dinleneyim demiş.Şöyle bir etrafına bakınıp ağacın altına uzanmış. Ve şöyle düşünmüş.Ey Allah'ım gücüne sual olmaz amma,incecik kabak sapında kocaman kabak var, koskocaman ağaçta küçücük ceviz var, bu nasıl iş deyip uykuya dalmış.Ağaçtan bir ceviz hocanın kafasına düşüvermiş.Ve kafada ceviz büyüklüğünde bir şiş olmuş. Hoca hiddetle uyanmış ve Yarabbi sen en iyisini bilirsin demiş. Simdi o kabak ağaçta olsaydı benim halim ne olurdu.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Nasreddin hocanın iki karısı varmış biri diğerinden daha genç ve
güzelmiş. Tekneyle gezintiye çıkmışlar karıları hoca demiş biz göle
düşsek önce hangimizi kurtarırdın?
-Hoca yaşlı karısına dönmüş “ Hanım sen biraz yüzme biliyordun değil mi? “ demiş.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Bir zamanlar Ayaz adlı bir köle varmış. Takdir bu ya, köle bir gün Sultan Mahmud�un kölesi olmuş. Sultan, köleyi taşıdığı asil karakteri sebebiyle çok sevmiş. Derken Sultan�ın öylesine itimadını kazanmış ki, bütün sultanlığın haznedârı tayin edilmiş ve en kıymetli ve zarif mücevherler, taşlar ona emanet edilir olmuş. Bu gelişmeyi gören saraylılar ise durumdan pek rahatsız olmuşlar. Hasetleri ve kibirleri yüzünden, sözüm ona basit bir köleye böyle bir mevki verilmesini ve kendi rütbelerine çıkarılmasını bir türlü hazmedememişler. Bu duygular içinde, özellikle Sultan yakınlardaysa ondan gün geçtikçe daha çok şikayet etmeye başlamışlar ve asil ruhlu kölenin itibarını zedelemek için ellerinden geleni yapmışlar. Bir gün Sultan�ın huzurunda bir saraylının diğerine şöyle dediği duyulmuş: �Köle Ayaz�ın sık sık hazineye gittiğini biliyor musun? Onun mücevherlerimizi çaldığından adım gibi eminim.� Sultan kulaklarına inanamamış. �İşin aslını kendi gözlerimle görmeliyim� demiş. Duvara küçük bir delik yaptırıp, içeride olanları seyretmeye hazırlanmış. Kölenin sessizce içeri girdiğini, kapıyı kapattığını ve sandığa gittiğini görmüş. Orada sakladığı küçük bir bohçaymış bu. Bohçayı öpmüş alnına koymuş ve sonra da açmış. İçinden çıkan köleyken giydiği yırtık pırtık bir elbise! Aynanın karşısına geçmiş. Kendi kendine, �Daha önceleri bu elbiseyi giydiğin zamanlar kim olduğunu hatırlıyor musun?� diye sormuş. �Bir Hiçtin sen... Hepsi hepsi satılacak bir köleydin ve Allah, Sultan�ın eliyle sana rahmetinden belki de hiç hak etmediğin nimetler lutfetti. Asla nereden geldiğini unutma! Çünkü mal mülk insanın hafızasını uçurur, unutuluşlara sürükler. Şimdi sen de, nimetçe senden aşağı olanlara kibirle bakma ve daima hatırla Ayaz, hatırla!� Sandığı kapatmış, kilitlemiş ve sessizce kapıya doğru yürümüş. Hazine dairesinden çıkarken birden Sultan�la yüz yüze gelmiş. Sultan gözlerini Ayaz�ın yüzüne dikmiş dururken, yanaklarından aşağı yaşlar süzülüyormuş ve boğazı öyle düğümlenmiş ki, konuşmakta güçlük çekmiş. �Bugüne kadar mücevherlerimin hazinedârıydın, ama şimdi... kalbimin hazinedârısın. Bana benim de önünde bir hiç olduğum kendi Sultanımın huzurunda nasıl davranmam gerektiği dersini verdin.�
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Sene 1992, üniversite yılları. Anneannemin haç parasıyla zar zor bir
bilgisayar kapatmışız ama printer'a para kalmamış. Akşam vakti
printer'i olan bir arkadaşa gidip aleti ödünç aldım, eve dönüp proje
çıktısı alacağım.Ankara'da her kış olduğu gibi yerler yine buz. Kayıp
düşer de alete bir zarar veririm korkusuyla bir taksiye bindim. Daha
iki dakka olmadan polis çevirdi, taksici kenara çekti, sonra arabadan
indi, kimliğini gösterdi. Ben kucağımdaki cihazın inmemek için uygun
bir bahane olduğu düşüncesiyle elde kimlik arabada bekledim. Polis abi
geldi, kapıyı açtı, ve aramızda şöyle bir diyalog geçti:
- O ne len ööle?
- Printer (yanindaki öteki polise dönerek)
Ecnebi oğlum bu. Sonra gülümseyerek kapıyı kapattı. Güle güle manasına
ikisi birden el salladılar, tekrar yola koyulduk. 500 metre kadar
gittikten sonra söför gene kenara çekti, çünkü gülmekten arabayı
kullanamıyordu.